Keloğlan Masalları-Kayıkçı Keloğlan Macerası

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde her yerin yemyeşil olduğu güzel bir devletin başında olan Padişahın iki tane çocuğu varmış bunlardan biri erkek diğeri ise kızmış,  çocuklarına her şeyden çok değer veren Padişah onların üzülmesini hiç istemediğinden onların her istediklerini yerine getirirdi.

Günler bu şekilde ilerlerken bir gün tahtında yalnız başına oturmuş çocuklarının geleceğini düşünen Padişah, kız çocuğunun nasılsa evlenme çağı gelince bir şehzadeyle evlendirip ona güzel bir hayat sağlamak için elinden gelen her şeyi yapabileceğini  düşünmüş.

Oğlu Ferhat’ın ise bu güne kadar üzülmemesi için her isteğini yerine getirdiğini ve hiçbir şeyine karışmadığını lakin kendisinin vefat etmesi halinde kendi yerine oğlunun ülkeyi adaletli yönetebilmesi ve topraklarını koruyabilmesi için tecrübeli ve bilgili olması gerektiğini düşünmüş ve hemen veziri yanına çağırtarak ülkenin her tarafına oğluna eğitim verecek bilginler bulması için haberler yollamış ve ülkedeki bilgin kişiler saraya davet edilmiş

Bunu duyan şehzade çok üzülmüş ve kendi kendine şöyle demiş; 

– Dünya güzel ve yaşamaya değer bir yer niye kendimize eziyet edelim ki? Benim babam da okuma yazma bilmediği halde ülkeyi çok güzel bir şekilde idare edemiyor mu? Ediyor. Bakıyorum herkeste onu çok seviyor meydanda at koşturarak oynamak ve eğlenmek varken, ne diye kafamı boş işlerle yorayım? Diye sürekli mutsuz ve huysuz bir şekilde
düşünürmüş. 

Padişahın tuttuğu hocalar Şehzadeye dersler vermeye gelmiş ancak o hocalardan kaçıp sarayın dışına çıkmış orada bir ağacın altında uzanmış harıl harıl uyuyan üstü başı yırtılmış kendi yaşıtlarında kel bir delikanlı görmüş, onu omuzlarına dokunarak uyandıran şehzade ona,

– Merhaba bu kuru toprak üzerinde o kadar güzel ve rahat uykuya dalmışsın senin hiçbir derdin yok galiba? Diye sormuş. 

Keloğlan,

-Şu dünyada dertsiz kedersiz bir kul olur mu hiç, ama derdi veren dermanı da mutlaka verir elbet. Lakin derdinin dermanını arayanlar bulurlar,  problemler  paylaştıkça çözüme kavuşur, derdini söylemeyenler dermanı da bulamazlar demiş. 

Şehzade Ferhat,

-Kimsin sen diye sormuş

Keloğlan,

-Efendim bana herkes Keloğlan diye hitap eder, sarayınızın kayıkçılarından biriyim.

Söyledikleri karşısında etkilenen şehzade Keloğlan’ın yanında oturarak ona derdini anlatmaya başlamış ama Keloğlan böyle bir şeyin bir şehzade tarafından dert olarak görülmesine de bir anlam verememişti.  
Bunun üzerine şehzadeye : 
– Aman şehzadem keşke herkesin derdi sizinki gibi olsa, bu dünyada öğrenmekten daha büyük bir nimet olur mu? Diye cevap vermiş. 

Bu sözü üzerine birdenbire ayağa kalkarak Keloğlanı omuzlarından tutan Şehzade, 

-Aslında aklıma bir fikir geldi mademki öğrenmek büyük bir nimet, sen ders zamanları benim yerime geç,  hocalar daha beni görmemişler senin ben olmadığımı nereden bilecekler? Ders zamanlarında benim odama hocalar dışında hiç kimsenin girmemesini emrederim. Seni gören olmadığı sürece hiçbir problemde çıkmaz siz ders yaparken, ben de gönlümce eğlenirim demiş. 

Keloğlan,

Peki, efendim siz nasıl emir buyurursanız öyle yaparım lakin babanız bu durumu duyarsa kim bilir beni nasıl cezalandırır ayrıca kayık işim ne olacak diye sormuş,  

Şehzade,

Sen onu merak etme öyle bir durumda seni babamdan ben korurum, tüm sorumluluğun bana ait işin, masrafların ve daha ne istersen bu saatten sonra benim sorumluluğumda demiş.

Keloğlan bir emir kuluymuş, Şehzadenin planlarını uygulamaya başlamışlar hocalardan ders alan Keloğlan çok mutluymuş Şehzadeyse, Keloğlanın kendi yerine geçmesinden gayet memnunmuş, günün bir kısmını pencerenin önünde geçiren Keloğlan sarayın bahçesini izlerken prenses Züleyhayı görmüş ve ona aşık olmuş, her gün pencereye çıkar prensesi izlermiş onun bahçeye çıkmadığı günlerde ise bir daha onu görememe korkusuyla üzülürmüş.

Bu şekilde günler hızlıca geçivermiş Keloğlan her gün Şehzadeye yaptıklarının yanlış olduğunu bir gün ülkenin başına geçince bu eğitimin kendisine çok faydalı olacağını anlatıyor yol yakınken bu hatadan dönmesini söylüyor ancak Şehzade bildiğini okuyor hiç oralı olmuyormuş. 

Prensesi bahçede göremeyen Keloğlan artık ders bittikten sonra bahçeye çıkıp, Prensesi görme umuduyla dolaşır dururmuş,  bir gün Prenses ile karşılaşan Keloğlan gözlerini ondan alamamış ve o kadar çok heyecanlanmış ki neredeyse düşüp bayılacakmış, Keloğlanı güzel elbiseler içerisinde ilk defa gören Prenseste Keloğlan’a aşık olmuş.

Prenses,

Kimsiniz burada ne arıyorsunuz diye sorunca,

Keloğlan,

– Hoş geldiniz güzeller güzeli Prensesim herkes bana Keloğlan diye hitap eder kardeşinizin arkadaşıyım, kardeşinizi görmeye geldiniz herhalde Şehzadem odasında dinleniyor, demiş. 

Prenses,

-Memnun oldum Keloğlan demiş ve kardeşinin dairesine doğru gitmişti.

Keloğlan her sabah güneş doğmadan önce kayığına biner saraya gelirmiş, sonrasında ise Şehzadenin elbiselerini giyer hocalardan ders alır arkasından ise Prensesi görmek için geç vakitlere kadar sarayda dolaşır ardından evine dönermiş, herkes onu şehzadenin arkadaşı olarak bildiğinden saraya giriş ve çıkışlarında hiçbir problem yaşamaz ve çalışanlar tarafından hürmet görürdü. Saray ile şehir arasına bulunan gölün diğer yanında Keloğlan’ın derme çatma bir kulübesi vardı her gün oraya giderdi.

Aşkını gölün kıyısındaki sazlıklara konan kuşlar, kuğular ve kayığın kürekleri dışında kimseye anlatamayan Keloğlan her gün Prensesi görme arzusuyla dertli dertli dolaşır dururdu.

Kayığa bindiği anlarda kendi kendine çek Keloğlan çek senin derdinin dermanı yok, Padişah olanları bir bilse kelleni gövdenden ayırır, derdi sonrasında ise başlardı hep aynı şarkıyı söylemeye,

Dertli dertli döner dururum,

Her gün onu arar dururum,

Onu gördüğüm günler yanar dururum,

Sevdim seni Padişah Kızı,

Senin için ölür giderim,

Keloğlan o kadar çok bu şarkıyı söylemiş ki Kuşlar ve Kuğular bu şarkıyı öğrenmişler.

Bu arada hocalar her gün dersten sonra padişahın huzuruna çıkıp Şehzade hakkında,

Çok akıllı ve terbiyeli bir genç olduğundan bahsediyorlardı. Buda Padişahın çok hoşuna gidiyordu.

Günlerden bir gün eğitimlerini tamamlayan hocalar padişahın huzuruna çıkarak bildikleri her şeyi Şehzadeye öğrettiklerini artık öğretebilecekleri bir şey kalmadığını bu sebeple Padişahtan müsaade istemişler ve dilerse başka diyarlarda bulunan bilginleri davet ederek Şehzadeyi imtihan ettirebileceğini, imtihan halinde imtihandan muvaffak olabileceğini de belirtmişler. Bunun üzerine Veziri çağıran Padişah başka ülkelerin bilginlerini saraya davet etmesini emretmiş,

Bu haberi sonradan  duyan şehzade ile Keloğlan telaşlanmaya başlamıştı, çünkü gizledikleri her şey birden ortaya çıkabilirdi ondan sonrada başına gelebilecekleri tahmin bile edemiyorlarmış. O nedenle Şehzade ile Keloğlan ortaklaşa karar vererek en iyisinin Padişah’a gerçekleri anlatmak olacağını düşünmüşler Keloğlana dönen Şehzade,

-Sana haber gönderene kadar sakın saraya gelme ve evinde gizlen ben seni çağırtınca gelirsin diyerek onu göndermiş ve sonrasında ise Padişahın huzuruna çıkmış,

Padişah, oğlunun dediklerini duyduktan sonra o kadar kızmış ki az daha oğlunu zindana attıracaktı, fakat Prenses Züleyha’nın yalvarmaları sonucu bu durumdan vazgeçmişti.

Diğer ülkelerden çağırtmış olduğu bilginler saraya gelmeye başlamışlardı bile şimdi o bilginler kimi imtihan edeceklerdi çaresiz kalan Padişah o gece uyuyamamış bile,

Ertesi sabah erkenden Keloğlanı bulmak için kayıkları hazırlatan Padişah şehir tarafına geçmek için kayıklara binmişti, biraz yol aldıktan sonra sazlıklardaki  Kuşların  ve Kuğuların yanık yanık şarkı söylediğini duyan Padişah,

Dertli dertli döner dururum,

Her gün onu arar dururum,

Onu gördüğüm günler yanar dururum,

Sevdim seni Padişah Kızı,

Senin için ölür giderim,

Hem çok şaşırmış hemde tüm derdini unutuvermişti bir anda, kayıkçıya emir vererek  

– Bu şarkının söylendiği istikamette ilerleyin beni kandıran o Keloğlan`ı bu şekilde bulabiliriz, demiş. 

Kıyıya vardıktan sonra Keloğlan’ı sormuşlar ve çok kolay bir şekilde onun evini öğrenmişler. 

Evin etrafını saran askerleri sesini duyan Keloğlan telaşlanmış lakin saklanabileceği hiçbir yer kalmamıştı.Padişahın adamları Keloğlan`ı padişahın huzuruna getirmişler dizleri üzerine çöken Keloğlan,

– Bu keloğlanın evine gelerek şeref verdiniz efendim demiş, 

Padişah,

-Niçin geldiğimi biliyorsun değil mi? Bir Padişah’ı aldatmanın cezasını da biliyorsundur  öyleyse demiş. 

Fakat çok akıllı olan Keloğlan,
-Biliyorum efendim ama bizim gibi emir kullarına başka bir seçenek bırakmadığınız zamanlar seçim hakkımız kalmıyor, lakin başka diyarlardan gelen Bilginlerin imtihanları bittikten sonra beni cezalandırsanız en azından Ülkemizde yayılacak büyük bir fitnenin önüne geçmiş olursunuz demiş.

Padişah biraz bekledikten sonra şuan sana ihtiyacımız var ama şu imtihan bittikten sonra mutlaka seni cezalandıracağım diyerek Keloğlanı kendileriyle beraber saraya götürmüşler.

İmtihan günü Padişah oğlunu tanıyanları imtihana çağırmamış, yalnızca Prenses Züleyha kapı arkasından içeriyi gizlice seyrediyormuş. Şehzadenin  kıyafetleri içerisinde Keloğlan`ı gören Züleyha çok şaşırmıştı çünkü Züleyha da onu gördüğü o günden sonra hep onu düşünmüştü.

Keloğlan alimlerin sorduğu tüm sorulara öylesine güzel cevaplar veriyordu ki, izleyenlerde Bilginlerde ona hayran kalmışlardı, Padişah ise böyle akıllı birini cezasını ertelediği için verdiği karardan gayet memnundu çünkü  herkes çok iyi bir evlat yetiştirdiğini söyleyerek tebrik ediyordu.

Herkes salondan ayrıldıktan sonra padişah, vezir ve Keloğlan yalnız kalınca gizlendiği yerden çıkan Züleyha babasına Keloğlan’ın bağışlaması için yalvarmış, Vezir de Padişah’a aynı düşüncede olduğunu söyleyince

Padişah : 

-Keloğlan bugün seni izlerken anladım ki senin gibilerine ülkemin ihtiyacı olacak peki seni affediyorum benden ne istersin? demiş. 

Hemen dizleri üzerine çöken  Keloğlan, 

-Beni affederek büyük bir ihsanda bulundunuz efendim  sizden isteğim… demiş ama arkasını söyleyememiş, Fakat padişahın gölde duyduğu şarkıdan anlamış ki Keloğlan Züleyha’ya aşık, onu bağışlamasını isteyen kızına da bakmış ki oda Keloğlana aşık ve gülümsemiş verdim gitti demiş ve onların 40 gün süren bir düğünle evlendirmiş.

Keloğlan Masalları arasında bulunan Keloğlan Masalları-Kayıkçı Keloğlan Macerası’nı okuyarak güzel vakit geçirdiğinizi umarız, diğer Çocuk Masalları Okumak  için  sitemizi ziyaret edebilir, dilerseniz size önereceğimiz Keloğlan ve Tavşan Masalı‘nı okuyabilirsiniz.

Ayrıca kontrol et

Keloglan Yapiskan Masal

Keloğlan Yapışkan Masalı

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde anasıyla beraber yaşayan bir garip keloğlan varmış, yaşlı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir